|
En eski metinlerde bile görüldüğü gibi, matematiği diğer bilim dallarından
ayıran şey deneyle olan ilişkisidir. Doğru, çember, sayı gibi somut bir
nesneden hareket edildiği halde, Deney hiçbir zaman ispat nedeni olarak
kabul edilmez. Başka bilim dallarının tersine matematikte
'deneyerekdoğrulayalım' denemez. Bu anlayışa göre nesnenin durumu nedir? Nesne
sadece tanımıyla vardır ve bu tanım nesne hakkındaki herşeyi açıklar. Mesela,
bir çember ve bir elektron arasında büyük bir fark vardır. Çember,
matematikçinin tanımladığı bir nesneden başka birşey değildir. Beklenmedik hiç
bir durum göstermez. Elektronsa, her yeni deneyde beklenmedik bir davranış
biçimi ortaya koyabilir. Böylece tanımın önemi anlaşılıyor. Matematikte herşey
'ifade biçiminde' saklıdır. XIX.yy'da, Eukleidesçi olmayan geometrilerin
bulunması sonucunda sezgisel davranıştan kaçınılması gerektiği anlaşıldı ve
eskiden beri var olan bu zorunluluk daha da güçlendi. O zamandan başlayarak
bilinen uygulamalardan esinlenerek, eksiksiz ve kesin bir matematik dili
oluşturma ve açıklama amaçlandı.
Bu betimleme iki aşamada sağlanır. İlk aşamada
kurulan cümleler arasındaki ilişkiler incelenir: bu önermeler hesabıdır. İkinci
aşamada, bu cümlelerin veya önermelerin nasıl kurulduğu belirtilir; bu da açık
önermeler hesabıdır.
Burada matematiksel düşünceye denk düşen, 'doğru -
yanlış' gibi iki değerli bir mantığın bakış açısı söz konusudur; bu konuda iki
değişik inceleme yapılır; biri bileşik önermenin hangi koşullar altında doğru
olduğunu, doğruluk tablosu ile belirlemeyi amaçlar; diğeri kesin kurallarla
kabul edilen veya daha önce ispat edilen formüllerden hareket ederek, yeni
önermeler elde etmeye çalışır. Ve böylece 'tümdengelimi' kesin bir çerçeveye
oturtur.
Doğal dil yalnız bu iki öğeye indirgenemez.
Özellikle zarflar (belki, kesinlikle...) doğru düşünceyi dalgalandıran terimler
içerir. Bunlar matematikte dikkate alınmaz.
MANTIK
Geleneksel olarak, eski Yunanlı düşünür
Aristoteles'in Organon adlı eseri, mantık biliminin başlangıcı olarak kabul
edilir. Bu eserde, çıkarsama modelleri kıyaslama (tasım) yöntemiyle, sistematik
biçimde açıklanır. Matematikte önemli bir yeri olan, diğer bir yönüyle
felsefeye bağlı bu çok görünümlü bilim dalını tanımlamak oldukça zordur.
Matematikle ilgili yaklaşıma matematiksel mantık adı verilir. Ancak,
matematiksel mantığın felsefi mantıkla ilişkisi hiçbir zaman kesilmemiştir.
Eukleides'ten bu yana, matematikte sezginin rolünü mümkün olduğunca azaltan,
çıkarsamaya önem veren, aksiyomlar ve tümdengelime dayanan bir model kabul
edildi. XIX.yy'da Eukleidesçi olmayan geometrilerin bulunması sonucunda,
aksiyonların kesin bir biçimde ifade edilmeleri zorunlu hale geldi; bunun için
de, bir kanıtlamada söz konusu olan terimleri tanımlamak gerekiyordu. Bunlar
arasında yazım kuralları, çeşitli doğru iddialar, tümdengelimin işleyiş biçimi
sayılabilir.
Bu biçimsel matematik anlayışında, gerçek kavr*****
'modeller kuramı' açısından yaklaşıldı; tümdengelim kavramı ise 'tümdengelimli
sistemler kuramı' veya 'kanıtlama kuramı'na dayanılarak ele alındı. Bu iki
yaklaşım çağdaş matematiksel mantığın temel taşlarıdır.
Yazımın, somut bir savı olduğu kadar, soyut bir
gerçeği de belirtebileceğini göz önünde tutmak gerekir. Mesela 2 + 3 = 3 + 2
eşitliğinin doğru olduğu kanıtlanabilir; ama sezgisel olarak aynı anlamı
taşıdığı anlaşılan x + y = y + x formülünün doğru olduğu kanıtlanamaz; çünkü
kanıtlamak için bütün sayılarla denemek gerekir! Bu tip ifadeler
kullanılmasaydı matematik çok fakir hale gelirdi. Aslında kurallar, soyut
formüllerin kanıtlanmasına olanak verse de bazen, doğru veya yanlış olduğu
bilinmeyen bir iddia ile karşılaşma tehlikesini tamamen yok etmez; belirsiz
olarak nitelenen önermeler vardır ve mantığın özgün sonuçlarından biridir.
Sorulan bir başka soru da şudur: bir kuramda
seçilen aksiyomlardan hareketle uygulanan tümdengelimin bir çelişkiyle
sonuçlanamayacağından önceden emin olunabilir mi? Yanıt olumluysa, kuram
tutarlıdır. Bir aksiyomlar sistemi göz önüne alındığında, bu sistemin tutarlı
bir kuram sağladığı kanıtlanmalıdır. Ne var ki bu kanıtlama için hangi kuramdan
yararlanmak gerekir? Yanıt şaşırtıcıdır. Ünlü 'Gödel Teoremi'ne (1931) göre
aritmetiğin tutarlılığı aynı kuramda kanıtlanamaz; bunun için daha güçlü bir
kuram gerekir.
Yalancı paradoksu veya otoreferans Antikçağ'dan
beri bilinen bu paradoksun ilk ifadesi şu şekilde yapılmıştır: bütün Giritliler
yalancıdır; Epimenides de Giritlidir; 'ben yalan söylüyorum' diyor. Epimenides
doğruyu söylüyor mu? Hayır, çünkü Giritli'dir; o halde yalancıdır. Ama 'yalan
söylüyorum' derken yalan söylüyorsa, o zaman doğruyu söylüyor. Bu durumda
çelişki kaçınılmazdır. Ortaçağ'da, Fransız filozof Jean Buridan, paradoksun
daha basit bir şeklini verdi. Şu cümleyi yazalım: "Burada yazılan cümle
yanlıştır." Bu cümle doğru mudur? Yanlış olması koşuluyla, evet! Ancak o
halde doğruluk sorusuna engel var demektir.
Bu paradoks, günümüzde 'otoreferans' denen problemi
ortaya koydu. Jean Buridan'ın cümlesi kendisi hakkında bir yargı belirtiyor.
Ama otoreferansın zorunlu olarak çelişkiye yol açtığı zannedilmesinin: 'ben'
dendiğinde dilde, vardır; ama cümle kendi doğruluğu üzerinde bir yargı
belirtiyorsa, çelişkiye varılabilir. Yalancı paradoksu; hem Russelş
paradoksunun, hem de Gödel teoremlerinin temelini oluşturur
|