Birçoğumuz, resim yaparken dağların ardından parıldayan güneşi, altın
sarısı bir daire; gece nuruyla arzı aydınlatan dolunayı da beyaz bir
daire olarak çizmişizdir. İrili ufaklı çemberlerin, renk renk dairelerin
resimlerimize kattığı güzelliğin farkına varmış, geometri derslerinde
çoğumuz farklı boyutlardaki bu dairelerin ortak sırrı olan, çevresinin
çapına oranını ifade eden "p" sayısını öğrenmişizdir.
Bu sabit sayı, Yunan alfabesinin 16. harfi olan "p" sembolü ile
gösterilir. Bir sicim kullanılarak yapılan basit bir ölçmeyle, bu
sayının "yaklaşık" olarak 22/7 yani 3,142857142857... olduğu
görülebilir. Fakat bu, p'nin gerçek değeri değildir. Ölçme büyüklüğü
önemli olmayan herhangi bir çember çizilir, bu çemberin çevresi ile eşit
uzunlukta bir ip temin edilir. Daha sonra ip, çemberin çapı uzunluğunda
parçalara ayrılır, görüleceği gibi çap uzunluğunda 3 parça ile çapın
yedide birinden biraz kısa bir parça ip elde edilir. Böylece çemberin
çevresinin çapına oranı olan p sayısının, 3 tam 1/7 yani 22/7'den biraz
daha küçük bir sayı olduğu görülmüş olur. Fakat bu rasyonel bir sayıdır
ve bu tip sayılarda virgülden sonraki basamaklar tekrar ettiği takdirde
blok şeklinde sonsuza kadar tekrar eder. p sayısı veya Ö2 gibi
irrasyonel sayılarda ise, virgülden sonraki basamaklar sonsuza kadar
sürekli değişir (kaotik şekilde) ve bir kurala tâbi olmaz.
Çoğumuzun hafızasında p sayısı 3,14 veya 22/7 olarak yer etmiş olsa
bile, p'nin gerçek değeri bunların ikisi de değildir. Peki bu sayı, yani
p, tam olarak kaçtır? İşte bu soru, p sayısını tam olarak hesaplamak
isteyenleri 4.000 yıldır meşgul etmektedir. Bilim ve teknolojinin bu
kadar ilerlediği günümüzde bile, bir çemberin çapına oranının tam olarak
hesaplanamaması, işlem sonsuza kadar devam ettiği için ilâhî hikmetleri
açısından üzerinde düşünülmeye değer bir husustur. Tarih boyunca
matematikle ilgilenen birçok insan, p sayısını hesaplamak için yıllarını
vermiştir. p sayısının 3,141592653589793238... şeklinde sonsuza kadar
devam eden bir ondalık rakam serisi olduğu bilinmektedir. Virgülden
sonra sonsuz sayıda basamak olduğu ve bir sayının sonsuza oranının sıfır
olduğu göz önüne alınırsa, trilyonuncu basamağın bulunmasının bile
p'nin bütün serisini bulmaya nispeten ne kadar önemsiz olduğu daha iyi
anlaşılabilir. Buradan sonsuza uzanan bir seriyi araştırmanın pratik bir
faydasının olmadığı da anlaşılacaktır.
En hassas hesaplamalarda bile belli bir basamaktan sonrası önemini
yitirdiği halde, insanlar niçin p'nin sonsuza giden basamaklarını bilmek
istiyor? Bu sorunun cevaplarından biri, muhtemelen, insanın sınırları
ölçme isteği ve sonsuzu anlama iştiyakıdır. Bu sayı ile Yüce
Yaratıcı'nın kâinatta vazettiği kanunlar arasında bir münasebet olduğunu
düşünenler, bu sayının basamaklarında sanki bir işaret, bir mesaj
aramışlardır. "Allah kanunlarını her zaman geometri ile vazetmiştir."
diyen Eflatun da onlardan biridir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri ise konuyu, 20. Söz'de, daha genel bir
bakışla şu şekilde değerlendirmiştir: "Her bir kemalin, her bir ilmin,
her bir terakkiyatın, her bir fennin bir hakikat-ı âliyesi var ki, o
hakikat, bir İsm-i İlâhî'ye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi
tecelliyâtı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla o fen, o
kemâlât, o sanat, kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa yarım yamalak bir
surette nâkıs bir gölgedir. Meselâ, hendese (geometri) bir fendir. Onun
hakikati ve nokta-yı müntehası (en son noktası), Cenab-ı Hakk'ın 'ism-i
ADL (her şeyi yerli yerince ve doğru yapan) ve MUKADDİR'ine ( her şeyi
belli ölçüler içinde yaratan) yetişip, hendese âyinesinde o ismin
hakimane cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir."
p sayısının hesaplanmasındaki tarihî süreç Mısırlılar ile başlar.
Mısırlı bir katip olan Ahmes'in MÖ 1650 yıllarında hesapladığı p değeri
olan 3,16049... ile gerçek değer 3,14159... arasında yalnızca binde
altılık bir hata vardır. O zamanki şartlar dikkate alınırsa bu başarılı
bir tespit sayılabilir. Büyük Giza Piramidi'nin bir kenarının
yüksekliğine oranının yaklaşık olarak p'nin 2'ye oranı ile aynı olması, p
sayısının Mısır estetik ve mimari anlayışındaki yerini göstermektedir.
İnsanlar uzun yıllar bu değerle yetindikten sonra Arşimed (MÖ 287-212) p
sayısının 3 tam 1/7 den küçük, 3 tam 10/71’den büyük olduğunu
bulmuştur. Muhtemelen, Arşimed p sayısının tam olarak bulunamayacağını
biliyordu, bu yüzden alt ve üst sınırlarını hesaplamakla yetindi. Bu
değerleri bulurken hareket noktası kısaca şu şekilde özetlenebilir:
Yarıçapı l olan bir çemberin içine ve dışına Şekil 1'deki gibi iki
düzgün altıgen çizilir. Kolayca görülebileceği gibi çemberin çevresi,
içteki altıgenin çevresinden uzun ve dıştaki altıgenin çevresinden
kısadır, bu da matematik diliyle 6<2p <4Ö3 şeklinde ifade edilir.
Dolayısıyla 3
Fibonacci, Leibniz, Newton ve Euler gibi Batılı matematikçilerle
birlikte İslâm dünyasından da El-Harezmi ve Gıyasüddin Cemşid gibi
matematikçilerin p sayısında virgülden sonraki ileri basamakları çözmeye
çalıştıklarını belirtmek gerekir. Gıyasüddin Cemşid 15. yüzyılın
başlarında p sayısının virgülden sonraki 12 basamağını, Avrupalı
matematikçilerden 200 yıl kadar önce doğru bir şekilde hesaplama
başarısını göstermiştir. p serüvenini yazarken Çudnovski kardeşlerden
bahsetmemek olmaz. Bu iki kardeş, p sayısını hesaplamak için, satın
aldıkları parçalarla bir bilgisayar yapmışlardır. Evlerine kurdukları bu
bilgisayarı kullanarak 1989'da p'nin 1 milyara yakın basamağını
hesaplama rekoru kırmışlardır. Niçin bu basamakları bulduklarını David
Çudnovski "p'yi keşfetmek, kâinatı keşfetmek gibidir." sözü ile açıklar.
p'nin basamaklarını bulmadaki bilinen en son rekor, 1999 yılında
Yasumasa Kanada isimli sevdalısı tarafından Tokyo Üniversitesi'nde
kırılmıştır. Kanada, ileri düzeyde hesap yapabilen bir bilgisayar ile,
yaklaşık 37 saatte p'nin 206,158,430,000 basamağını hesaplamıştır. Bu
rekorla iki yıl önce Takashi ve Kanada'nın birlikte kırdıkları 51,5
milyarlık eski rekor da yenilenmiştir.
Aslında bu ileri hesaplamalara hobi denebilir. Günlük hayatın pratiği
virgülden sonraki basamakları bu şekilde uzatmamızı gerektirmez. Çünkü
makro-âlemdeki uygulamalar atom-altı ölçeğin boyutlarına kadar inmez,
bunları ihmal eder; çünkü bunlar bizim hayatımıza tesir edecek önemde
değildir.
p'nin bir başka özelliği ise transandantal bir sayı olmasıdır, yani p
katsayıları tam sayı olan hiç bir polinomun kökü değildir. Eski
zamanlardan itibaren geometri âşıkları, sadece pergel ve (üzeri
işaretlenmemiş) cetvel kullanarak geometrik çizimler yapmak
istemişlerdir. Meselâ, sadece pergel ve cetvel kullanarak alanı bir
dairenin alanına eşit olan kare çizme meselesi bu insanları asırlar boyu
meşgul etmiştir. Cebir dalında çalışma yapan uzmanlar, dairenin alanına
eşit alanlı karenin çizilebilir olmasının Öp'nin çizilebilir olmasına
bağlı olduğunu ispat etmişlerdir. p transandantal bir sayı olduğu için
Öp çizilemez, dolayısıyla sadece pergel ve cetvel kullanarak alanı daire
ile eşit alanlı bir kare çizmek imkânsızdır.
Pi'deki sırları keşfetmek isteyenler, onun düzensiz gibi görünen
basamakları arasında bir benzerlik, bir münasebet aramışlardır.
Virgülden sonraki basamaklarını tekrar eden sayı grupları şeklinde elde
etmeyi denemişlerdir. Meselâ p'nin yaklaşık bir değeri olarak bilinen
22/7 yani 3,142857142857... sayısının virgülden sonraki basamakları
142857 sayı grubunun tekrarı şeklindedir.
Ne var ki, sayısı olan 3,141592653589793238... açılımının virgülden
sonraki basamakları arasında buna benzer bir münasebet bulmak imkânsız
gibi gözükmektedir. Bu, aynen dış görünüşlerinin birbirine benziyor
görünmesi ile birlikte her insanın parmak izinin farklı olması gibidir.
Nasıl ki her şahsın kendine has bir parmak izi vardır ve bu, insanın
kimliğini belirler, bunun gibi p sayısının basamakları da onu belirler,
sonsuza giden basamaklarındaki tek bir rakam bile değişse o artık p
değildir. Bütün çemberlerin söz birliği etmişçesine işaret ettiği bir
sayı olan p'nin basamaklarının düzensiz ve rastgele olması düşünülemez.
Kaynak: www.genbilim.com |